Bir İmkan Olarak Sevgi ve Sadakatin Poetikası


Odysseus, on yıllar boyunca yurduna, İthaka’ya dönmek için uğraşır. O sırada, Odysseus’un eşi Penelope, sarayda kendisine talip olanlara, “örgüm bittiğinde, birinizle evleneceğim,” der. Ancak gecenin ortasında, kimse görmeden örgüyü söker. Sabah ördüklerini, gece sökerek yıllar geçirir.

Burada, Penelope’nin sadakatinden bahsetmek mümkündür. Nitekim Penelope, örgüyü sökerek talipleri oyalar ve Odysseus’un gelmesini bekler.

Ancak sadakatin hiyerarşisinden söz etmek mümkündür.

Penelope, ne olursa olsun, örgü örmeye başlamıştır. Söküyor olsa da, bitirmek üzere —başlangıcın epistemolojisi, bitişi şart koşar— örmeye yönelmiştir.

Dolayısıyla örgüyü sökmek bir sadakat göstergesi değil; ancak daha fazla beklemenin getirdiği zamansal bir sadakattir.

Asıl ve asil olan sadakat, hiç örmeye başlamamaktır.

X: Özne (Seven) — Y: Nesne (Sevilen)

X’in Y’ye olan sadakati temel alındığında:

X’in Y’ye olan sadakati, imge kaybı olarak nesne ilişkisidir. Sevilen, imgeleri tekelinde bulundurur. Dolayısıyla seven için ortada başka bir ihtimal yoktur. Seven, sadakati, sevilenin her şeyi bir anda tekeline alışında inşa eder. Sadakat, aslında başka olanakların gönüllü olarak kaybedilmesi —veya salıverilmesi veya terk edilmesi— anlamına gelir. Sevgi, olanakları değerlendirerek, sevilenin sevene sunduğu şeylere tabi olmasını gerektirir. Sadakat ise, olanakları değerlendirmeden, sevilenin sunduklarını karşılaştırma veya kıyas yapmadan —mutlak olanak— benimsemesidir.

Sadakatin imkanı, görüldüğü gibi özne ve nesne ilişkisinde, neredeyse Kartezyen bir bağlamda söz konusu edilir. Öznenin nesneyle olan ilişkisi, öznenin diğer tüm nesnelerle —duvarlar, müzik, film, kitap, kalem, kadınlar, arkadaşlar, kurumlar, devletler— olan ilişkisini etkiliyorsa, sevgi ve sadakat temeli atılmış olur. Burada, öznenin nesneye olan davranışları, öznenin kendi öznelliğini de belirler.

Dolayısıyla, X’in Y’ye sadakatsiz davrandığı durumda, X kendine karşı da sadakatsizlikte bulunur.
Söz vermek gibidir. Söz, karşı tarafa verilir; ancak sözünü tutmayan kişi, kendisine de ihanet etmiş olur.

X’in Y’ye olan davranışları, X’in kendisini de belirler. X, Y ile olan ilişkisinin dinamikleri doğrultusunda yeni bir öznel deneyim zinciri yaratarak gelişir ve değişir.

Doğallıktan beslenen, organik bir süreç olarak doğan sevgi; zamanla zorunlu tavizler, değişimler doğurur.

Şeffaflıktan sansüre, dürüstlükten gizlemeye; güneşli, güzel bir günden, puslu bir geceye giden yol.

Karşılıklı anlaşmaya bağlı olan sevgi, bir şantaja dönüşür. Sevilen, sevenin onu sevmeye devam etmesine olanak sağlayan belirli özellikler kuşanmıştır. Bu kuşanma, bilinçsizce gerçekleşir. Bilinçli bir sevgi, sonsuz bir sevgi imkansızdır. Sevgi, içerisinde birtakım bilinçsizlikler barındırmak zorundadır.

Bir de, öyle bir sevgi vardır ki, ayrılığı kucaklamıştır daha en başından —sakat doğmuştur. Sevilen kişi, sevenin onu sevme imkânlarını yok eder. Sevginin kendisi, sevilen kişide —sevgilide— eriyip gider.

X’in Y’ye duyduğu sevgiyi, X değil, Y yok eder.

Bütün bir dünyayı temsil eden —güzelliği temsil eden ve güzellikleri tekelinde bulunduran— sevgili, biricik kılınmıştır. Pek tabii bu, seven için de önemlidir. Nitekim, biricik birini severek, nesneye duyduğu sevgiden kendine pay biçer. “Biricik, olağanüstü birini seviyorum.”

Tüm insanlıktan ayrılmış, hepsine, her konuda üstün gelmiştir. Rakibin olmadığı bir yarışta, her an birinci gelir. Ama aslında durum böyle değildir. Sevgili, insanların arasında bir insandır.

Dolayısıyla sevginin ortaya çıkışı ile sevginin imkansızlığı bir ve aynı şeydir. X, Y’yi severek, X’in Y’ye olan sevgisinin imkansızlığını tesis eder.

Seven, sevgili uğruna değişmeye davet edilir; seven özne, sevilen nesne tarafından değiştirilerek yok edilir.

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Andrew Marvell, To His Coy Mistress (Nazlı Sevgiliye), 1681. (Çev. Furkan Kemer)

Yakın ve Uzak