Kayıtlar

Temmuz, 2022 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Metinlerarasılık Üzerine

Resim
Edebiyat tarihi, her zaman bir şekilde birbirlerinden etkilenerek, bir ilişki oluşturarak ilerlemiştir. Ancak bu kümülatif ilişkinin sınırları, günümüz için çok erken, edebiyat için çok geç bir tarihte gerçekleşir. Bir metnin, tarihselliğinin olduğu her zaman kabul ediliyordu, ancak bu tarihselliğin, o metin üzerindeki etkilerinin hangi bağlamlarda analiz edileceğine dair bir araştırma yoktu. Dolayısıyla metinlerin birbirlerini etkiledikleri bilinse de, bu etkilerin ve etkileşimin bizatihi üzerine düşünülmemişti. Metinlerarasılığın kuramsal bir çerçevede sunuluşu, 1960’ların başlarına denk gelir. Kristeva, metinlerarasılık kavramını inşa ettiğinde, birden fazla metin arasında “bir alışveriş, bir tür konuşma ya da söyleşim biçimi olarak” anlaşılmışıtır (Aktulum, 1999). Metinlerarasılık, her metnin, kendinden önceki metinlerle arasındaki ilişkiye dikkat çeker. Bu, aslında öyle önemli bir kuramdır ki, artık metinler, bizatihi olarak eşsizliklerinin yanında, tarihselliği de bar...

Iser'ın "Yorumun Menzili" Adlı Kitabı Üzerine

W. Iser'ın The Range of Interpretation (Yorumun Menzili) adlı eserinin ilk üç bölümü. (Çeviren: Furkan Kemer) Önsöz Bu kitap, yorumun doğal olarak gelen bir şey olduğuna dair yaygın bir görüş olduğundan, yorumu mercek altına almayı hedefler. Bununla birlikte, doğal olarak ortaya çıkmayan şey, yorumun aldığı formlardır; dolayısıyla bu formların incelemeleri bu kitabın öncelikli amacı olacaktır. Bir yorum anatomisi, şu anda türlerinin filizine tanık olduğumuz için daha da önemlidir, böylece yorum, geçmişte olduğu gibi artık hermeneutik ile özdeşleşmiyor. Bunun yerine, hermeneutik temelde anlamaya açılan metinlerle ilgilenen ünlü bir türdür. Ama kültür, entropi ve hatta uyumsuzluk gibi metinsel veya yazınsal olmayan bir şeyi yorumlamak söz konusu olduğunda, yorumlama prosedürleri değişmek zorundadır. Bu değişiklikleri vurgulamak, aşağıdaki bölümlerin temel amacıdır.  I. Bölüm .  Giriş ana eğilimleri öne çıkarmak için yorumun piyasasına (marketplace) kısaca bakar ve farklı yorum t...

Bir İmkan Olarak Sevgi ve Sadakatin Poetikası

Resim
Odysseus, on yıllar boyunca yurduna, İthaka’ya dönmek için uğraşır. O sırada, Odysseus’un eşi Penelope, sarayda kendisine talip olanlara, “örgüm bittiğinde, birinizle evleneceğim,” der. Ancak gecenin ortasında, kimse görmeden örgüyü söker. Sabah ördüklerini, gece sökerek yıllar geçirir. Burada, Penelope’nin sadakatinden bahsetmek mümkündür. Nitekim Penelope, örgüyü sökerek talipleri oyalar ve Odysseus’un gelmesini bekler. Ancak sadakatin hiyerarşisinden söz etmek mümkündür. Penelope, ne olursa olsun, örgü örmeye başlamıştır. Söküyor olsa da, bitirmek üzere —başlangıcın epistemolojisi, bitişi şart koşar— örmeye yönelmiştir. Dolayısıyla örgüyü sökmek bir sadakat göstergesi değil; ancak daha fazla beklemenin getirdiği zamansal bir sadakattir. Asıl ve asil olan sadakat, hiç örmeye başlamamaktır. X: Özne (Seven) — Y: Nesne (Sevilen) X’in Y’ye olan sadakati temel alındığında: X’in Y’ye olan sadakati, imge kaybı olarak nesne ilişkisidir. Sevilen, imgeleri tekelinde bulundurur. Dol...

Yazılmış Olanın Ölümü Hatırlatması Üzerine

Resim
Milli Eğitim Basımevi'nden çıkan, 1948 yılında basılmış bir kitabı okuyordum, André Gide'in Seçme Yazılar adlı eseri. Suut Kemal Yetkin çevirisi. Kitabın ikinci sayfasında, yukarıdaki notu görünce "yazı yazmak" eylemi üzerinde düşündüm. İnsanlar neden yazıyor? Yazı yazmak eylemi, insan olmak denen şeye çok benziyor bence: Yazı, kalıcı işaretlerden oluşuyor; zamana, unutuşa, hatalara ve yalana karşı zafer kazanma umuduyla var oluyor. Barthes için yazının "farklı kullanımları vardır; bazen bir tavırdır, bazen bir kanun, bazen de bir doyum." İnsan kendi geçiciliğini, ölümlü oluşunu, kil tablete kazınmış göstergelerle, harflerle, mağara duvarlarına kazınmış şekillerle telafi etmek ister sanki. Çünkü bir düşünce, bir fikir, bir kanun, ancak kile ya da taşa kazındığında kalıcılık elde eder. İnsan da, davetsiz bir misafir olduğu dünyada, kendi ismini, "bir zamanlar bir yerlerde yaşıyor/yaşamış olduğunu işaret etmek, göstermek ister. Ağaçlarda, bank...

Okurun Gerçekliği ve Metnin Gerçekliği

Resim
Akşit Göktürk, Okuma Uğraşı adlı kitabına, Juan Gris'in gündelik nesnelerin arasına sıkışmış kitapların ön planda olduğu resmini anarak başlar. Peki neden? Şöyle açıklayacağım: Juan Gris, gerçekliği eğip bükerek değil, gerçekliğin belirlenmiş formlarını dışarıda bırakmaya meyilli yeni bir gerçeklik yaratarak sanat yapıtları ortaya koymuştur. Gerçeklik, diğer gerçekliklere bağlı olarak nitelikler geliştirir. Eş deyişle, bir kitabın gerçekliği, diğer tüm kitapların gerçekliğinden farklı değildir. Edebiyat, burada görsel sanatlarla iş birliği içindedir. Çünkü edebiyat içindeki kurmaca, gerçekliğin imgelemle eğilip bükülmesi değil, bizatihi başka bir gerçekliğin belirli formlarla aktarılmasından oluşur. Dolayısıyla Juan Gris, halihazırda farklı bir yapıdaki ve boyuttaki kitapları, yine farklı bir yapı ve boyutta sunar. Pek tabii, Juan Gris'in bu resimlerinin birçok başka anlamı daha vardır. Tablolarda, kitapların ne olduğu belli değildir, kitap olduğu sadece belli belir...

Yakın ve Uzak

Resim
Barthes, ünlü Eiffel Kulesi adlı metninin hemen başlarında şöyle yazar: "Hiç sevmediği halde sık sık öğle yemeği yermiş Maupassant, Eiffel Kulesi'nin lokantasında: 'Paris'te onu [Eiffel Kulesi'ni] görmediğim tek yer burası,' dermiş." İnsanın çok yakın olduğu şeylere körleşmesi tarih boyunca söylenmiştir. Söz gelimi Odysseus, dönüş yolculuğu sırasında kimliğini gizleyerek misafir olduğu bir evde, bir âşığın Odysseus’u anlatmasını dinler. Gizli gizli ağlar Odysseus. Kendi hikayesini, bir başkasından dinlemesi destanın önemli bir parçasıdır. İnsanın bizzat içinde olduğu şeylere, en yakın olduğu şeylere uzak düşüyor olması trajik bir ironidir. Kafka, en uzak insanlar olarak anne ve babayı vurguladığında bu ironiden besleniyordu. Hegel, Tinin Fenomenolojisi'nde, özbilinç kavramının önemli bir kriteri olarak nesneleşmeyi vurgular. Bilinç, eğer kendisini nesnel bir şey olarak görebilirse, “özbilinç” durumuna “terfi eder.”  İnsan, kendini karşısına...