Okurun Gerçekliği ve Metnin Gerçekliği


Akşit Göktürk, Okuma Uğraşı adlı kitabına, Juan Gris'in gündelik nesnelerin arasına sıkışmış kitapların ön planda olduğu resmini anarak başlar. Peki neden? Şöyle açıklayacağım:

Juan Gris, gerçekliği eğip bükerek değil, gerçekliğin belirlenmiş formlarını dışarıda bırakmaya meyilli yeni bir gerçeklik yaratarak sanat yapıtları ortaya koymuştur. Gerçeklik, diğer gerçekliklere bağlı olarak nitelikler geliştirir. Eş deyişle, bir kitabın gerçekliği, diğer tüm kitapların gerçekliğinden farklı değildir.

Edebiyat, burada görsel sanatlarla iş birliği içindedir. Çünkü edebiyat içindeki kurmaca, gerçekliğin imgelemle eğilip bükülmesi değil, bizatihi başka bir gerçekliğin belirli formlarla aktarılmasından oluşur. Dolayısıyla Juan Gris, halihazırda farklı bir yapıdaki ve boyuttaki kitapları, yine farklı bir yapı ve boyutta sunar.

Pek tabii, Juan Gris'in bu resimlerinin birçok başka anlamı daha vardır. Tablolarda, kitapların ne olduğu belli değildir, kitap olduğu sadece belli belirsiz lekelerle ortaya çıkan satırlarla anlaşılır. Dolayısıyla resimdekiler hem kitaptır, hem de yanındaki diğer nesneler gibi sıradan, alelade bir nesnedir. 

Bu iki anlamlılık, Gris'in kitapları netleştirmemiş olmasıyla ortaya çıkar. Kitabı, günlük, alelade bir nesne olarak anlamak zorundayızdır, çünkü öyledir. Üç boyutlu, duyumsal, kütlesi ve hacmi olan bir nesne. Ancak bir diğer taraftan, içerdiği yazınsallık dolayısıyla sunma potansiyeline sahip olduğu anlamlar vardır. 

Bu anlamda, bir kitap, ancak anlamlandırma sürecine başlayan bir okur sayesinde sıradan bir nesne olmaktan çıkar. 

Gris'in tablolarına dikkatlice baktığımızda, bir şekilde nesnelerin baskın olduğu, kitabın neredeyse kaçıp kurtulmak isteyeceği bir pozisyonda olduğunu görürüz. Kitaplar, okuyucularını bulma; kendilerinden anlam yaratacak birilerini bulmak için çırpınıyor gibidirler. 

Gris'in çizdiği kitaplar, sıradan, okunaksız, anlamsız satırları; anlamlı, önemli ve kayda değer hâle getirebilecek birilerinin hasretini çekerler. "Beni anlayın!" derler.

Okurun gerçekliği ile metnin gerçekliği, fenomenolojik bir buluşma imkânı olduğu ölçüde birbirlerine yaklaşırlar; bu yakınlaşma anlamak, hemhal olmak; sadece okumak değil, okunan metnin dünyasında olmak demektir.

Pek tabii, ancak bir "yakınlaşma" söz konusudur. Saf bir temas, tamamen buluşan, kesişen bir okuma deneyimi mümkün olmayacaktır. Başından beri bir mesafe vardır; bir insan, başka bir insanın yazdığı, "başka bir dünya"yı okur. 

Okurun gerçekliği ile metnin gerçekliği, hiçbir zaman tam olarak kesişmese de, okurun görevi mesafeyi olabildiğince kapatmak; makası daraltmaktır.

Denilebilir ki Gris'in kitapları, okura önemli rol vermiş, kitapları gerçek bir sanat yapıtı olma imkânını veren şeyin yalnızca okur olduğunu haykırmıştır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Andrew Marvell, To His Coy Mistress (Nazlı Sevgiliye), 1681. (Çev. Furkan Kemer)

Yakın ve Uzak

Bir İmkan Olarak Sevgi ve Sadakatin Poetikası