Metinlerarasılık Üzerine
Edebiyat tarihi, her zaman bir şekilde birbirlerinden etkilenerek, bir ilişki oluşturarak ilerlemiştir. Ancak bu kümülatif ilişkinin sınırları, günümüz için çok erken, edebiyat için çok geç bir tarihte gerçekleşir. Bir metnin, tarihselliğinin olduğu her zaman kabul ediliyordu, ancak bu tarihselliğin, o metin üzerindeki etkilerinin hangi bağlamlarda analiz edileceğine dair bir araştırma yoktu. Dolayısıyla metinlerin birbirlerini etkiledikleri bilinse de, bu etkilerin ve etkileşimin bizatihi üzerine düşünülmemişti. Metinlerarasılığın kuramsal bir çerçevede sunuluşu, 1960’ların başlarına denk gelir. Kristeva, metinlerarasılık kavramını inşa ettiğinde, birden fazla metin arasında “bir alışveriş, bir tür konuşma ya da söyleşim biçimi olarak” anlaşılmışıtır (Aktulum, 1999). Metinlerarasılık, her metnin, kendinden önceki metinlerle arasındaki ilişkiye dikkat çeker. Bu, aslında öyle önemli bir kuramdır ki, artık metinler, bizatihi olarak eşsizliklerinin yanında, tarihselliği de barındıracaktır artık. Bu anlamda metinlerarasılık, edebî esere daha fazla paradigma, anlam, nitelik ve özellik kazandırmıştır.
Metinlerarasılık, genel olarak incelendiğinde, edebî eserler arasındaki ilişkileri anlamaya ve yorumlamaya çalışır. Ancak bunu yaparken, metinlerarasılık öğelerini de inceler. Bir metnin, kendi içindeki tarihsel rolünü, Rus Biçimcilerinde, göstergebilimcilerde veya alımlama estetiğinde görebilmek mümkündür. Ancak o metnin, bizzat diğer metinlerle nasıl bir ilişki içinde olduğunu analiz edebilmek, bir şekilde zorunluluk ifade etmese de metinlerarasılığın vaatlerinden biridir. Metinlerarasılık, bir edebiyat kuramı olarak ortaya koyulduğunda, yazar ve eser arasındaki ilişkiyi de tanımlamaya dair çerçeveler sunar. Çünkü her metnin, diğer metinlerle ilişki içinde oluşu gibi; her yazar da, kendinden önceki ya da çağdaşı yazarlarla ilişki içindedir. Dolayısıyla metinlerarası olan şey, hem yazarın bir eser ortaya koyuş sürecini, hem de o metnin kendisini konu edinir. Kişinin yaşamı, kendinden öncekilerden, tarihten, gelenekten ve sosyal dinamiklerinden dolayı belirli biçimlerde şekillenir. Tam da burada, yazarın kendisi, metinlerarasılığın nesnesi olacak olan metni yazarken, belli biçimlerde etkilendiği dışsal şeylerin de etkisindedir.
Ebeveynlerim, büyükanne, büyükbabalarım ve daha uzak atalarım tarafından tamamlanmamış, cevaplanmamış hâlde bırakılan şeylerin ve soruların etkisi altında olduğuma kuvvetle inanıyorum. Sıklıkla, bir ailede ebeveynlerden çocuklara geçen kişisel olmayan bir karma var gibi görünür. Bana her zaman, önceki nesillerin yarım bıraktığı, tamamlamam veya belki de devam ettirmem gereken şeyler var gibi gelmiştir (Jung, 1957).
Jung’un bu pasajı, metinlerarasılığın aslında metnin kendisini değil, o metnin yaratıcısını da kapsadığının önemli bir göstergesidir. Çünkü Jung, bir şekilde etkilendiği, ilişki içinde bulunduğu dünyasını kabul ederek, onun eserlerinin de bir şekilde bu etkileşimlere bağlı olduğunu belirtir böylece. Dolayısıyla, metinlerarasılık hem antropolojik hem de psikolojik bağlamlarıyla, metnin ve yazarın dünyasını anlamamız için önemli kuramlardandır. Metinlerarasılık kuramının dayanağı, bu sebeple, yazar ve metin ilişkisinin “edebî” olarak tarihselliğidir. Kristeva ve Barthes, metinlerarasılığı geliştirirken, metnin “edebî” oluşuna değil, onun edebiyat tarihindeki kıvrımlarına bakar. Aynı zamanda, metinlerarasılığı geliştiren Kristeva, Rus edebiyat teorisyeni Bakhtin’in diyalojizminden oldukça etkilenmiştir. Dolayısıyla metinlerarasılığı iyi inşa edilmiş bir zeminde anlamak, Bakhtin’in yapısalcı ve göstergebilimsel fikirlerini anlamaktan geçer. Bakhtin, diyalojizm dediğinde, aslında hiçbir şekilde tarihten bağımsız olmayan sözcelerden bahseder. Sözceler, kendinden menkul şekilde inşa edilemezler. “Dolayısıyla,” der Bakthin, “her metnin arkasında bir dil sistemi vardır.” Dil sistemi, metinlerarasılığı oluşturan en önemli öğelerdendir. “Metinde aktarılan ve yeniden üretilen her şey, aktarılabilen ve yeniden üretilebilen her şey, verili bir metnin dışında verili olabilen her şey, bu dil sistemine tabidir” (Bakhtin, 2001). Metnin belirli unsurları, bir dil sistemine tabi olduğundan ve her metnin de çeşitli dil sistemlerine tabi oluşundan kaynaklanan bir ortaklık söz konusudur burada. İşte Kristeva, tam olarak bu düşünceleri dolayısıyla, Bakthtin’i okuduktan sonra metinlerarasılık kuramını inşa eder.
Kristeva ve Barthes’tan sonraki kuramcılar, metinlerarasılığın bir şeyi unuttuğunu fark ettiler. Bunu, ilk olarak Riffaterre ortaya koydu. Metinlerarasılık, metinlerin veya göstergelerin birbiriyle olan ilişkisini temel olan bir kuramsa, bu ilişkileri, yani metinlerarası bağlamları keşfetmesi gereken okurun rolü, tam olarak nerede olacaktı? Okurun, metinlerarası bağlamları algılayamaması ya da belirleyememesi, aynı zamanda belirli biçimlerde metinlerarasılığı ortadan kaldırabilirdi. Diğer bir deyişle metinlerarasılık kuramı, okurların metinlerarası bağlamları gördüğünü bir şekilde kabul etmişti. Dolayısıyla, hem Kristeva hem de Barthes, kendi okurlarını yaratmışlardı; göstergebilimsel duyarlılığını olan ve metinlerin arasındaki bağlantılarını keşfeden bir okur. Ancak Riffaterre, böyle bir okur tipinin ön kabullere dayandığını söyler. Böylece, Riffaterre kendi metinlerarası kuramını inşa ederken, okura da rol vermiş olur.
Her metnin, tarihsel olarak birbirine zincirlendiği, dünyadan ve dolayısıyla tarihten bağımsız hiçbir metnin yaratılamayacağı gerçeği, böylece metinlerarasılık kuramının çekirdeğini oluşturur. Okurun rolleri, dilbilimsel dinamikler veya diğer başka kuramsal temeller, çeşitli düzeylerde metinlerarasılığı etkilemişse de, bu kuramın özellikle son yüzyılda büyük önem taşıdığı kabul edilmelidir. Karşılaştırmalı Edebiyat gibi bir alanın temel taşını oluşturan bir kuram olarak metinlerarasılık, aynı zamanda kültürel antropoloji, mitoloji, arkeoloji, sanat tarihi, sosyal psikoloji gibi alanlarda da kullanılır. İnsanların, sanatçıların, yazarların ve dolayısıyla yazınsal olan her şeyin, tarihsel bir arkaplanı ve çeşitli zeminleri olduğu gerçeği, bu kuramı sosyal bilimlerde özel bir yerde tutar.
Kaynakça
Aktulum, K. (1999). Metinlarası İlişkiler. Ankara: Öteki Yayınevi.
Bakhtin, M. (2001). Karnavaldan Romana. (C. Soydemir, Çev.) İstanbul: Ayrıntı.
Gürbilek, N. (2010). Benden Önce Bir Başkası. İstanbul: Metis Yayıncılık.
Jung, C. G. (1957). Anılar, Düşler, Düşünceler (10. b.). (i. Kantemir, Çev.) İstanbul: Can Yayınları.
Yorumlar
Yorum Gönder