Başkasının İntiharı (Tek perdelik küçük oyun)


 Yok olmaktaydı başkası ve kendi.

 Sıradan bir gün gibiydi, hem köle, hem efendi.

 Kimin intiharıydı bu bilinmez;
                                                                                    Acaba kaçıncı müntehirdi?

 

         Başkası:

         Nedir bu eziyet eden zihnime? Nasıl da geçmiş her şey birbirine; “ters dönüp duran bir kum saati” bitmezliğiyle. Lanetlenmiş bir analoji bahşedilmiş bana, kim oynatsa ağzını karşımda, karışır sayfalar sayfalara. “Yüzbaşının aylak kızı, bir elinde asa, diğer elinde bir flütle, yaşlı bir adamın yanında balıkçılık oynuyor; ‘Goriot Baba!’ diyor, hapisten yeni çıkmış elma toplayıcısına.”

         Uzun zamandır aklımda! Sonsuzluk grevine gideceğim, direnişimle yere serileceğim. Halatlarla çekecekler beni, Hades’in huzurlu kollarına!

 

         Kendisi:

         Aman, sakın ha! İhtiyacım yok böyle naralara. Ve sen ey içimden fırlamış yaratık, ne zaman başladın bu had tanımaz alışkanlığa; kendini bilmez biri, nasıl cesaret eder adıma karar almaya? Ben büyüttüm bu cismi, tadarak en insancıl sefilliği. Birkaç mutlu an için, kovaladım durdum ıstırap ve kederi.

         Üstelik ben, bu sus payından, aldım kendime düşeni, ve tapınaklara kazınmış olduğu gibi, gölgesinden korkan bir aslan kesmektedir doğa, ölçüsünü bileni.

         Başkası:

         Ey kendisini efendi kılarak tarihten silikleşmeye başlayan görüntü, bilmez misin insanların içindeki yabancıları, benler’in gördükçe ürktüğü. Sadece ölmekten korktuğun için yaşadığını bilmiyor muyum sanıyorsun? Ve burada zavallıca, önüne atılmış birkaç kırıntı ile besleniyorsun.

         Ölçülü olmadıktan sonra fırlatıp atılmışlığın, unutma ki, aslanlar krallarıdır masalların.

         Kendisi:

         Kölelerin nakışladığı[1] bir tarihtir bu, doğru. Peki, bilerek mi gagalıyordu bir kaba kuş, Prometheus’u?

         Korkum belirsizlikten kaynaklandığından, ışıklara kavuşamam intihardan. Ve kırıntılar sevdiriyor yeşermemi, öyle az ve öyle gerekli ki; kovanında pinekleyen bir küçük ekmekçi.

         Başkası: (Elinde kalın bir halat ile yaklaşır.)

         Lirik şiir kahramanlar içindir![2] (Halatı, Kendisi’nin boynuna geçirir.) Ey sevgili Silenos’un havarisi[3], hevesle gitmekten yoktur daha iyisi. Yüksel şimdi taburenin üstüne; ve kopar göğsünden o yok edilmeye layık kaprisi.

         Kendisi: (Taburenin üstünde, bir bacağı boşlukta sarkar, bir bacağı hala hayata tutunur.)

         Ne empati ne de aşk, yaklaştırmadı beni başkasına. Sürgün edilmiş bir Medea’yım şimdi, taburenin kıyısında.

         Ey yabancı, huzura er artık. (Taburenin üstündeki tek ayağıyla tabureyi devirir.)


Başkası: (Önünde çırpınan varlığa bakar.)

         Varlığım pahasına, vesvese verdim aklına. Üzülme ey zalim Doğa, milyonlarca kez kanacaklardır sana.

         Kim engel olacak şimdi, parmaklarımı gözüme sokmama? [3]



Notlar: 

[1] Hegel’in Tarih felsefesi üzerine yazdıklarından, efendi-köle diyalektiği vurgusu.

[2] Novalis’in epik ve lirik tanımlarına nazire.

[3] İnanışa göre, tüm insanların ölümünden sonra, bir tek Azrail kalacak ve o da parmaklarını gözüne sokarak kendi yaşamına son verecek.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Andrew Marvell, To His Coy Mistress (Nazlı Sevgiliye), 1681. (Çev. Furkan Kemer)

Yakın ve Uzak

Bir İmkan Olarak Sevgi ve Sadakatin Poetikası